Saat
Takvim

Çerkes Hakları İnisiyatifi Kayseri Bölge Temsilcisi Faruk Dok yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek hayatını kaybetti.

Çerkes toplumunun ulusal sorunlarına duyarlılığı ile tanınan, Kayseri’nin saygın simalarından Adige kardeşimiz Faruk Dok (Tok) üç aydır yoğun mücadele verdiği pankreas kanserine yenik düşerek Perşembe günü sabah saatlerinde aramızdan ayrıldı.

Aynı gün (27 Mart) Uzunyayla Uzunpınar Köyü’ne götürülen Faruk Dok, burada ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından sevenlerinin duaları arasında toprağa verildi.

Dok’a Cenabı Hak’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm Çerkes toplumuna sabr-ı cemil niyaz ederiz.  
                                        ____________



‘Toprak / Ölüme aç / Ölüme muhtaç…’ (*)
29/03/2014

Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com

 

Sevgili Faruk Dok’un anısına…

Hergün birkaç ölüm haberi alıyorum Nartajans’ın kısa mesajlarından. Öyle ki artık ölüm haberleri sıradanlaşarak ruhumu sarsmaz oluyor.

Perşembe günü sabah yine bir ölüm haberi aldım. Bu sefer Nartajans’tan değil, Kenan Kaplan üzerinden geldi haber. Kenan telefonda, “…üzücü bir haber aldık Erol, Faruk Dok Kayseri’de vefat etmiş” diyordu.

Ne?

İnna lillahi…

Bir anda nabız atışlarım hızlanıyor, çaresizliğin getirdiği sıkıntıyla bütün vücudumu bir ateş sarıyor adeta.

Nasıl olur?

Daha çok gençti Faruk.

Hastaydı ama hastalığı böylesine ölümcül müydü?

Hepsi boş çırpınmalar tabii; Derviş Yunus’un dediği gibi yazılı vakit gelmişti:

 

 “Ölüm demez yiğit, koca,

Ya gündüz gelir yahut gece,

Eli makaslı bir Hoca;

Kefenini biçer bir gün.”

 Gerçek böyleydi ama yine de Faruk için vakit erkendi. O henüz “kocamamıştı” ve en olgun çağındaydı.

Sonra Bora Kafkas vardı arkada, oğlu, ya o ne olacaktı? Bu acıdan en büyük pay ona düşüyordu. Peki onun körpe omuzları bu yükü kaldırabilir miydi? Erdem Bayazıt’ın dizeleriyle,

“Babalar ölür
     Dolaşır eli ölümün
     Saçlarında anaların, oğulların…”

***

 Ne kadar duymak istemesek de ölüm hayatın bir gerçeği…

Sayılı nefesler bitiyor ve günü gelen mutlaka o son yolculuğa çıkıyor:

 “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
      Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
     Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.”

                                        Yahya Kemal Beyatlı

***

Faruk Dok’la çok geç tanıştık.

Birkaç kez bir araya geldik ama iyi anlaştık. Onun o sakin ve güven veren ses tonu, hilesiz tavır ve sözleriyle zaten başka türlü olması mümkün değildi. Karizma bir adamdı Faruk Dok, insanda ilk görüşte saygı uyandırırdı.

  Coğrafi farklılığımız yüzünden çok fazla yüzyüze görüşme fırsatımız olmuyordu ama teknoloji sağ olsun ara ara telefonla görüşüyorduk…

Ta ki hastalığı ortaya çıkıncaya kadar. Hastalığının adını bilmiyordum; vefatından sonra öğrendim. Ciddi olduğundan hiç bahsetmemişti. Hatta o haliyle bir de ÇDP’nin Kayseri Şubesini kurma muhabbeti yapmıştık kendisiyle de heyecanla sahiplenmişti, “inşaallah” demişti.

Milli meselelerde neye hayır diyordu ki?

Demiyordu.

Dok ulusal sorunlara son derece duyarlıydı. Bir kere hiç grup taassubu yoktu. Mensubiyetlere değil, şahsiyetlere değer veriyordu. Böyle olunca da her kesime kendisini açık tutmuş oluyor, çevresi de doğal olarak zenginleşiyordu.

Kalp kırmaktan özenle kaçınan biriydi. Bazen ayarımız kaçtığında o güven veren -soyadı gibi tok- sesiyle müdahale eder, bizleri de sakinleştirirdi.

Dikkatinizi çekmiştir, Facebook aleminin insanlara tabiatının dışında laflar ettirebilen kışkırtıcı bir atmosferi var. Zaman zaman kuzu gibi insanlar bile kendini bu atmosfere kaptırıp zıvanadan çıkabiliyor. Ama Faruk Dok bu kışkırtıcı atmosferde kontrolünü kaybetmeyen ve her zaman pozitif kalabilen nadir insanlardan biriydi.    

***

Bu sakin yaradılışlı, gösterişe tevessül etmeyen insan, inandığı yolda her türlü riski üstlenebilecek kadar da yürekliydi. Nitekim ÇHİ olarak Kayseri’de miting yapmak istediğimizde, öneri götürdüğümüz o mangalda kül bırakmayan taife, türlü bahanelere sığınarak yan çizmişti. İnanmayacaksınız ama o günlerde Kayseri’nin yerlisi olup Miting Komitesi oluşturacak sayıda adam bulamıyorduk. Sonra Selçuk Bağlar arkadaşımız olaya sahiplendi ve mitingi kotaracak 7 kişiyi bir araya getirmek için çalışmalarına başladı. Zorluğun sebebi, o günlerde toplumumuzun bu tür bir eylemi yadırgıyor, bölücülükle eşdeğer görüyor olmasıydı. Bu yüzden uzak duruyorlardı. Hatta daha da ötesi, çok sert bir şekilde muhalefet ediyorlardı. İşte böyle bir ortamda Selçuk Bağlar’ın yanına ilk gelen ve en sağlam duruş gösteren birkaç kişiden biri de Faruk Dok olmuştu. O günlerde her taraftan saldırılara uğradıklarında Selçuğun onun varlığı ve tavırlarından ne kadar büyük bir güç ve moral aldığını çok iyi biliyorum. Sonra bu ekip diğer arkadaşlarıyla birlikte yüz akıyla, çiçek gibi bir miting yaparak diaspora tarihine geçtiler. Bunda Faruk Dok’un önemli bir payı olduğunu belirtmemiz lazım.

Bu dönemde Faruk Dok aynı zamanda Çerkes Hakları İnisiyatifi Kayseri Bölge Temsilcisi oldu. Ama şunu itiraf etmemiz lazım ki Faruk Dok hiç bir zaman ÇHİ’nin militanı olmadı. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi O bütün Çerkes gruplarına aynı toleransla yaklaşıyor, kim yaparsa yapsın doğru gördüğü bütün işlere destek veriyordu. Bunu da ancak egosunu terbiye etmiş, kontrol altına alabilmiş birisi yapabilirdi. Faruk Dok işte onlardan biriydi.

Yapacak çok işi vardı sevgili Faruğun.

Çocuğunu iyi yetiştirmek istiyordu.

Çerkesyayı bağımsız görmek istiyordu.

Çerkesçenin selamete erdiğini görmek istiyordu... vs. vs.

Ama hiçbirini göremedi.

Ecel erken geldi.

Genç insanın ölümü can yakıcı oluyor. Yunus onun için genç insanın ölümünü gök ekinin biçilmesine benzetmiş mısralarında:

      “Bu dünyada bir nesneye
      Yanar içim göynür gibi
      Yiğit iken ölenlere
      Gök ekini biçmiş gibi.”

Faruk kardeşimizi hep o sahip olduğu güzellikler,

Hep o herkese açık olan gani gönlüyle hatırlayacak;

Rahmet ve hayır duayla anacağız.

Mekanı cennet olur inşaallah.

Kendisini, kendisinin sevdiklerine yaptığı duayla uğurluyoruz:

“Faruk Dok Duney'ım yehijaş. Tha'm Rahmet Lape girit.”

________________

    (*) Erdem Bayazıt, Ölüm Risalesi şiirinden.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   785 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın