Saat
Takvim
Çerkes Çalıştayı ve Kimlik Mücadelesi

Çerkes Çalıştayı ve Kimlik Mücadelesi

28 Mart 2012

25-26 Şubat 2012 tarihlerinde Çerkes Hakları İnisiyatifi tarafından Derbent’te gerçekleştirilen “Birinci Çerkes Çalıştayı”na ben de davetli katılımcıydım. İki gün süren bu çalıştayı her yönüyle baştan sona, mümkün olduğunca izledim; bilgi edinmeye çalıştım; yeni dostluklar kazandım; eski dostları yıllar sonra tekrar görme imkanım oldu. Dolu dolu iki gün geçirdim. Gözlemlerimi, duygularımı, düşüncelerimi, dostça eleştirilerimi, önerilerimi notlarımı ve genel olarak da değerlendirmelerimi kaleme alıyorum; ilgilenenlerle paylaşacağım. Şunu söylemeden geçemeyeceğim: Türkiye’de yaşayan Çerkesler de, Gürcüler de, Abhazlar da, Lazlar da diğerleri de benzer bilinçli asimilasyona tabi tutuldular. Geçmişte aynı kaderi paylaştılar. Bu sebepledir ki, bugün hepsinin dilleri, yani kimlikleri ciddi tehlike altında; aynı kaderi paylaşıyorlar. O halde; bu halkların aydınlarının somut projeleri hayata geçirme konusunda hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle kolektif dayanışma duygusuyla hareket etmeleri ve kardeşleşmeleri gerekiyor. Öncelikle bu hiç göz ardı edilmemeli. Aynı asimilasyon çarkı dün de bugün de işliyor ve bütün anadillerimizi ve kimliklerimizi aynı şekilde acımasızca öğütüyor. Kaderimiz de kurtuluşumuz da beraber. Aydınların, somut gerçeklikten hareket ve doğru bir duruşla beraber davranmaları ve kimlik mücadelesi vermeleri gerekiyor. Bugün, bu gerçeklik kendisini daha da açık bir şekide dayatıyor. Kazanım, birlikte hareket etmekten geçiyor.

“Birinci Çerkes Çalıştayı”nın, yankı uyandırdığına kuşku yok. Dostları sevindirdik. Anadillerimizin, kimliklerimizin düşmanılarını ise, kızdırdık. Henüz çalıştay bitmiş, otobüsümüz çalıştayın yapıldığı Kocaeli Üniversitesi Derbent Uygulama Otelinin önünden ayrılmak üzereydi ki, bir arkadaş internet bağlantılı tabletinden çalıştaya ilişkin yazılmış bir makale hakkında bilgi verdi. Makale www.kocaeligazetesi.com.tr’de çıkmış. M. Tanzer Ünal, makalesinin her satırında linç mantığıyla hareket ediyor. Makalesinin Başlığı: “Türkiye’de yeni bir ihanet grubu: Çerkez Hakları İnisiyatifi… Türk Bayrağı? Yok… O da ne ki?” M. Tanzer Ünal insanları “birilerine” hedef de gösteriyor: “Ortada görünen bir iki isim var… Sözcü… Üye… Kenan Kaplan, Murat Özden gibi… Kimdir, nedir, ne iş yaparlar? İsimleri çok dikkatli okuyun! Doğu Erbil, Osman Can, Şeref Oğuz, Ufuk Uras, Zeynel Abidin Besleney, Can Ataklı, Yavuz Baydar, Emre Aköz, Ferhat Kentel, Gülden Aydın, Ramazan Coşkun, Setenay Nil Doğan, Barış Altıntaş, Orhan Miroğlu, Mehmet Altan, Rojin, Abdurrrahman Dilipak, Hasan Öztürk, Fuat Dündar, Ardan Zentürk, Sadık Bilge, Selahattin Esmer, Melih Altınok, Süleyman Soylu, Ali Bayramoğlu, Üzeyir İlbak, Gülay Göktürk, Sümeyra Tansel, Candaş Tolga, Fethi Güngör, Selçuk Bağlar, Argun Karaçay, Oğuz Berk, Ali İhsan Aksamaz, Ali Bulaç.”

M. Tanzer Ünal, insanları hedef göstermekle kalmıyor. Anadilleri ve kimliklerinin yaşatılması konusunda çaba gösteren Çerkes Hakları İnisiyatifi’ni marjinal bir grup olarak da göstermeye çalışıyor. Çerkes Hakları İnisiyatifi ile diğer Çerkes kuruluşları ve Çerkesler arasında var olduğunu düşündüğü çelişkileri aklınca derinleştirmeye çalışıyor: “Dikkat edin, “Çerkezler” demiyorum.Tanıdığım, tanımadığım tüm Çerkez kökenlileri, “ihanet” ifadesinin dışında tutuyorum.Hele hele, çoğunu yakından tanıdığım Kocaeli’deki Çerkez kardeşlerimin, devlete, millete ve ortak değerlerimize bağlılıklarından zerre kadar şüphe etmiyorum.Onlar, “müstesna” insanlar…”

M. Tanzer Ünal; Çerkesçenin, Lazcanın, Abhazcanın, Gürcücenin, kimliklerimizin bölünmeye ve ayrışmaya değil, birlik ve beraberliğe hizmet edeceğini anlayamıyor. Anadillerimize ve ortak anlaşma dilimiz Türkçe’ye ortak vatan duyusunun farkında değil. Yurtseverlik ve yurttaşlık gibi kavramların içinin artık palavralarla doldurulamayacağı bir dünyada yaşadığımızı görmek istemiyor. Aklı “Soğuk Savaş dönemi”nde takılı kaldığı için, ABD menşeli, insanları birbirlerine düşürecek linç çizgisinin kalemşörlüğüne soyunuyor. Makalesi; Türkçe, tarih ve kompozisyon yazımı açılarından da değerlendirilmeyi hakediyor. Ancak bu konumuz dışı! Öncelikle otuzlu yıllardan itibaren gazete koleksiyonlarını okumalı; bilgilenmeli. Ülkesini, insanları tanımalı ve insanlara yapılan eziyetleri öğrenmeli.

M. Tanzer Ünal, insanlara hakaret etme, onları küçümseme, hedef gösterme, linç ettirme hakkını nereden buluyor? “Türk” burjuvazisi, Batılı burjuvazilere üzenerek ve emperyalist-kapitalist sistemin açık desteğiyle oluşturduğu alanda, resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerleriyle insanlarımızı emperyalist-kapitalist sistem çıkarına tektipleştirilmeye çalışılmıştır. M. Tanzer Ünal’ın bütün bunlardan bihaber olduğu açıkça anlaşılıyor. Eğer Türkiye’de demokrasi olsaydı, kimliklerimize ve anadillerimize karşı düşmanca duygular beslediği ve insanlar arasında bölücülük tohumları ektiği ve bu ülkelerin sorunlarına çözüm yolları arayan aydınları hedef gösterdiği için M. Tanzer Ünal hakkında savcılık kendiliğinde soruşturma açardı.

Geçtiğimiz günlerde Çerkes Hakları İnisiyatifi’den Murat Özden ve Kenan Kaplan Kocaeli Gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenmiş olan “halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağıladığı” ve bir grubu kamuoyu önünde hain ilan ederek “nefret suçu işlediği” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu ve dava açtı.

M. Tanzer Ünal’in makalesine ilişkin önemli bir gelişme daha yaşandı. (KAFFED) Kafkas Dernekleri Federasyonu bir açıklama yaptı. Böylece de M. Tanzer Ünal’in aklınca Çerkesi Çerkese boğdurma taktiği geri püskürtüldü; hevesi de kursağında kaldı.

Ben de, M. Tanzer Ünal’ın hedef gösterdiği listede yeraldığım için kendisini, gazecetecilik tutum ve davranışlarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlar sergilediği için Basın Konseyine şikayet ediyorum. Gelişmelere göre, gerekirse ben de, Murat Özden ve Kenan Kaplan’ın açtığı davaya müdahil olabilirim.

Yine geçtiğimiz günlerde, Çerkes Hakları İnisiyatifi, “Birinci Çerkes Çalıştayı Sonuç Bildirgesi”ni Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, AK Parti Grup Başkanvekili, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Danışmanı Akif Gülle, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’a iletti. Bu ziyaretler sırasında da traji-komik olaylar yaşandı.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, önce CHP Genel eski Genel Başkanı Deniz Baykal ve eski Genel Sekreter Önder Sav Çerkes olduğunu hatırlatır. Söylediklerine kulak verelim şimdi: “Kendimizi Türk kimliği ile ifade etmemiz lazım. Anadili eğitimi talebi, radyo ve tv talebi, farklı kimliklerin tanınması talebi bölücülükle eşdeğer taleplerdir. Biz Türkiye’nin kaynaklarının bu kadar etnik dilin öğretim, eğitimine harcanmasını gereksiz görüyoruz. Türkiye’nin buna gücü yoktur. Biz kaynaklarımızı matematik, İngilizce diğer yabancı dillerin öğretimi, eğitimi için harcayalım.”

Emperyalist-kapitalist sistem, Türkiye’de kendi acentalığını yapacak bir “Türk” Burjuvazisinin palazlanmasını istiyordu. Bu sebeple CHP’ye yol verdi. CHP de resmi ideoloji ve resmi tarih tezleriyle bu emperyalist-kapitalist sistemin istediği “Türk” Burjuvazisini yarattı. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin söyledikleri, CHP’nin dün de bugün de aynı olduğunu, hiç değişmediğini gösteriyor. Bu CHP ve Milli Şefleri İsmet İnönü değil miydi ABD ile gizli ve açık anlaşmaları 1940’larda imzalayan?! Muharrem İnce, ezberlerini bozmadıklarını ortaya koymuş. Muharrem İnce, ezberini bozmak istememiş! Kendisini oraya oturtan iradeden bihaber olan Muharrem İnce, “Birinci Çerkes Çalıştayı Sonuç Bildirgesi” dosyasına bir bakmış aralarından benim de bulunduğum katılımcıların tamamını şıp diye cumhuriyet karşıtı ilan edivermiş!

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, kendisine teslim edilen dosyada dile getirilen taleplere şöyle bir göz atmış ve talepleri tehlikeli bulmuş. Oktay Vural, MHP’de pek çok Çerkes bulunduğunu söyleme ihtiyacı hissetmiş. Bildirgede yer alan taleplerin Çerkeslerin talebi olduğuna inanamamış. Şöyle demiş: “Çerkesler bunu duyarsa muhakkak size karşı çıkarlar. Çerkeslerin böyle bir Çalıştaydan haberleri olduğunu da zannetmiyorum. Olsaydı mutlaka buna engel olurlardı.“

M. Tanzer Ünal’daki hedef gösterme, Çerkesi Çerkese kırdırma ve linç psikolojisinin Oktay Vural’da da yüzeye çıkıyor. MHP’nin CHP, aslında CHP’nin MHP olduğunu görüyoruz. “Soğuk Savaş İdeolojisi”nden beslenenlerin aynı ezbere sahip olduğu artık açıkça anlaşılıyor.

Uluslararası emperyalist-kapitalist sistemin beslemesi “Türk” Burjuvazisinin resmi ideoloji ve resmi tarih tezleri ülkenin tüm kimliklerini öğüttü; öğütmeye devam ediyor. Ancak kaderleri aynı olanlar, birlikte durdukları, doğru mücadele yöntemleriyle hareket ettikleri sürece kimliklerinini geleceğe taşıyabilecek. Bunun bilincinde olamak zorundayız.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      2413 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın